Hayal kurucaz ve ölücez.
Mesela beyaz kadının hayalini kuracağız. Ya da bir çok beyaz kadının hayalini kuracağız. Orhan Pamuk'un söylediği gibi sinemalardan çıkarken başımız öne eğik, kurduğumuz hayallerimizi düşüneceğiz. Özeneceğiz amerikan yaşamına, sonra da filistinli çocuğun ölümüne üzüleceğiz. Uykuya dalmadan önce hayallerimizi gözden geçireceğiz. İşe yaramayan hayallerimize daha çok güleceğiz. bir şekilde uykuya dalıp, rüya göreceğiz. yani hayal kurucaz ve ölücez.
daha ne lazım?
19 Temmuz 2014 Cumartesi
7 Temmuz 2014 Pazartesi
7 Nisan 2014 Pazartesi
çabuk sıkılan kaplumbağa
şimdi size çabuk sıkılan kaplumbağanın hikayesini anlatacağım.
hayır hiçte bile dramatik değil. yavaş yürümesinin katlanılmaz hale gelmesi dramatik değil. her neyse hikayeyi aptal yorumlarınızla bölmeyin. amerikancı da değilim, kes sesini.
Bir varmış bir yokmuş küçük bir kaplumbağa varmış. bu arada aklıma geldi, kaplumbağaların sırtının kaşınması ne kadar berbat bir şey olurdu değil mi? hahaha aynen çok komik olurdu.
bu kaplumbağa bir gün evi sandığı kabuğuyla gezerken, tam 15 metre gitmiş. sonra ailesinin yanına geri dönmüş. ertesi gün 20 metre gitmiş sonra ailesinin yanına geri dönmüş. böyle git gel git gel en sonunda sınıra yaklaşmış ve hergün tüm gücüyle 200 metre gidip geri geliyormuş.
artık bir karar vermesi gerekiyormuş ya metreler katedip artık sıkılmayacak ya da 400 metre çapında bir dünyaya razı olacaktı. Karar vermiş. bir kola tenekesi kadar kabuğa ev diyen eleman, 400 metre çapındaki dünyaya evet diyebilirmiş. ve kararını vermiş.
işte size çabuk sıkılan kurbağanın, çabuk sıkılmasının kurbağa olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini anlattım.
hayır o kadar boktan bir hikaye değil, siktir git sen ne anlarsın hikayeden. pezevenk la fontenci.
hayır hiçte bile dramatik değil. yavaş yürümesinin katlanılmaz hale gelmesi dramatik değil. her neyse hikayeyi aptal yorumlarınızla bölmeyin. amerikancı da değilim, kes sesini.
Bir varmış bir yokmuş küçük bir kaplumbağa varmış. bu arada aklıma geldi, kaplumbağaların sırtının kaşınması ne kadar berbat bir şey olurdu değil mi? hahaha aynen çok komik olurdu.
bu kaplumbağa bir gün evi sandığı kabuğuyla gezerken, tam 15 metre gitmiş. sonra ailesinin yanına geri dönmüş. ertesi gün 20 metre gitmiş sonra ailesinin yanına geri dönmüş. böyle git gel git gel en sonunda sınıra yaklaşmış ve hergün tüm gücüyle 200 metre gidip geri geliyormuş.
artık bir karar vermesi gerekiyormuş ya metreler katedip artık sıkılmayacak ya da 400 metre çapında bir dünyaya razı olacaktı. Karar vermiş. bir kola tenekesi kadar kabuğa ev diyen eleman, 400 metre çapındaki dünyaya evet diyebilirmiş. ve kararını vermiş.
işte size çabuk sıkılan kurbağanın, çabuk sıkılmasının kurbağa olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini anlattım.
hayır o kadar boktan bir hikaye değil, siktir git sen ne anlarsın hikayeden. pezevenk la fontenci.
26 Ocak 2014 Pazar
Şiir mi yazmış?
içimde bir öykü var baba.
senden bahsediyor ihtiyar.
gözlerine cam kaçmış.
içimde bir öykü var baba,
geçmişi eşelemiş.
eline bir şey geçmemiş
geçememiş.
o öyküde baba,
senden de bahsetmek isterdim,
ama sen çok yaşlısın,
ölürsün diye korkuyorum,
insan korkar baba,
öyle deme.
senden bahsediyor ihtiyar,
kim kiminmiş.
kimse işlememiş.
işleyememiş.
bahislerinde ihtiyar
ölmek istermiş.
ölememiş.
ihtiyarlar ölmez,
ya da öldüğü hissedilmez.
işte bunlardan bahsetti ihtiyar.
kimse dinlememiş.
gözlerine cam kaçmış,
kaçığın tekiydi herif.
hapishaneden kaçmış.
uzak kal,
gözlerden,
çünkü biliyor,
herkes ne yaptığını,
gayet iyi biliyor.
ama işte
bazen bilmemezlikten geliveriyor herkes.
ya da her zaman.
bilemem ki.
senden bahsediyor ihtiyar.
gözlerine cam kaçmış.
içimde bir öykü var baba,
geçmişi eşelemiş.
eline bir şey geçmemiş
geçememiş.
o öyküde baba,
senden de bahsetmek isterdim,
ama sen çok yaşlısın,
ölürsün diye korkuyorum,
insan korkar baba,
öyle deme.
senden bahsediyor ihtiyar,
kim kiminmiş.
kimse işlememiş.
işleyememiş.
bahislerinde ihtiyar
ölmek istermiş.
ölememiş.
ihtiyarlar ölmez,
ya da öldüğü hissedilmez.
işte bunlardan bahsetti ihtiyar.
kimse dinlememiş.
gözlerine cam kaçmış,
kaçığın tekiydi herif.
hapishaneden kaçmış.
uzak kal,
gözlerden,
çünkü biliyor,
herkes ne yaptığını,
gayet iyi biliyor.
ama işte
bazen bilmemezlikten geliveriyor herkes.
ya da her zaman.
bilemem ki.
7 Ocak 2014 Salı
Bakir Moruk
üç ay önce tanıştığı yaşlı herifin cenazesindeydi. isteği üzerine, eski dostları birer sigara yakacaklardı, köküne kadar sömürülmüş izmaritleri toprağın arasına karışacaktı. izmaritlerin süngerleri, yaşamın akışından emdiği tüm sarılıkların sonunda kararmış birer yürek gibiydiler. karaciğer misali. her bir dostundan bir izmarit. eşinden, oğlundan, keman çalan kızından, memurluk yıllarındaki çaycısından, mecidiyeköydeki kiracısından, devlet tiyatrosundaki öğrencilerinden... her birinden izmaritler dökülüyordu toprağa.
yaşlı herif oyun yazarlığı yapardı son yıllarında. yazdığı oyunlar istanbul çapında, sanat camiası tarafından ilgi toplardı. kimileri bir boka yaramadığını düşünürdü herifin ve yazdıklarının. bukowskivari bir herifti. sigaraseverdi, alkolseverdi, kadınseverdi. favori içkisi, viskiydi. ağır içerdi yaşlı herif.
böyle bir adamın cenazesindeydi, otuzundaki Bakir. yaşlı herifin cenazesindeydi. dualar okundu, göz yaşları döküldü. şanslıydı, ağlayanları vardı. Bakir cenazeden çıktı. izmaritini attığı sigarasını düşünüyordu. o anı da tabiki. 've sigaralar yakıldı, izmaritlerle gömüldü moruk' diye başlayan şiirine yoğunlaşmıştı. küçük çaplı bir dergide yazarlık yaparak geçiniyor ve yazdıklarıyla hafızasını resmileştiriyordu. yaşlı herifle üç ay önce bir metrobüs yolculuğunda tanışmıştı. moruğa yer vermesi gerekiyordu. o vermemişti. daha sonra yanında oturan kadın kalkmıştı. kadın seksiydi. kadın seksidir. gidişine üzülmüştü elbette. ve elbette bir şey beklemiyordu kadından ama; insan üzülür işte. Moruk oturur oturmaz başladılar konuşmaya. arkadaş oldular. birlikte metrobüsteki kadının elektronik sesiyle otuzbir çekilebilir mi diye düşündüler. e ikisi de marjinaldi. düşünebilirlerdi böyle şeyler. Bakir aklından geçiriyordu tüm bunları. ne kadar iyi bir adamdı. ne kadar iyi bir arkadaşdı. şimdi biraz daha arkadaşsız kalmıştı Bakir. olabilirdi, herkes ölür. zincirli kuyudan binecekti metrobüse. orada oturma şansı vardı, eğer bir takım kurallara uyabilirsen. uydu, oturdu, defterini çıkardı Bakir, elektriği pek sevmezdi. zaten oyunu, elektronik sesle otuzbir çekilmezden yana vermişti. yanına oturdu yaşlı herif. başladılar konuşmaya.
"nasıldı hayat moruk?"
yaşlı herif oyun yazarlığı yapardı son yıllarında. yazdığı oyunlar istanbul çapında, sanat camiası tarafından ilgi toplardı. kimileri bir boka yaramadığını düşünürdü herifin ve yazdıklarının. bukowskivari bir herifti. sigaraseverdi, alkolseverdi, kadınseverdi. favori içkisi, viskiydi. ağır içerdi yaşlı herif.
böyle bir adamın cenazesindeydi, otuzundaki Bakir. yaşlı herifin cenazesindeydi. dualar okundu, göz yaşları döküldü. şanslıydı, ağlayanları vardı. Bakir cenazeden çıktı. izmaritini attığı sigarasını düşünüyordu. o anı da tabiki. 've sigaralar yakıldı, izmaritlerle gömüldü moruk' diye başlayan şiirine yoğunlaşmıştı. küçük çaplı bir dergide yazarlık yaparak geçiniyor ve yazdıklarıyla hafızasını resmileştiriyordu. yaşlı herifle üç ay önce bir metrobüs yolculuğunda tanışmıştı. moruğa yer vermesi gerekiyordu. o vermemişti. daha sonra yanında oturan kadın kalkmıştı. kadın seksiydi. kadın seksidir. gidişine üzülmüştü elbette. ve elbette bir şey beklemiyordu kadından ama; insan üzülür işte. Moruk oturur oturmaz başladılar konuşmaya. arkadaş oldular. birlikte metrobüsteki kadının elektronik sesiyle otuzbir çekilebilir mi diye düşündüler. e ikisi de marjinaldi. düşünebilirlerdi böyle şeyler. Bakir aklından geçiriyordu tüm bunları. ne kadar iyi bir adamdı. ne kadar iyi bir arkadaşdı. şimdi biraz daha arkadaşsız kalmıştı Bakir. olabilirdi, herkes ölür. zincirli kuyudan binecekti metrobüse. orada oturma şansı vardı, eğer bir takım kurallara uyabilirsen. uydu, oturdu, defterini çıkardı Bakir, elektriği pek sevmezdi. zaten oyunu, elektronik sesle otuzbir çekilmezden yana vermişti. yanına oturdu yaşlı herif. başladılar konuşmaya.
"nasıldı hayat moruk?"
9 Ekim 2013 Çarşamba
mutsuzluğu kabul etmiş bir kadındı. aradığım...
Mutluluğu arayan bir kadın değil, mutsuzluğu kabul etmiş bir kadındı. aradığım...
İstanbul bugün çok soğuk. yalnızlaştıran ve gerçekleştiren bir soğukluk bu. Norveçli kıvırcık, beyaz tenli, uzun siyahlı, tatlı kadın. Nerelerdesin. Biliyor musun, aslında senmişsin.
Yağmur yağdığında ıslanmaya. Islanmayan bir kadına. Gökyüzüne ve Nazımın şiirlerine. mahkumuz...
Kurt Cobain söylediğinde, eski günlerdeki gibi, canı kokain çeken kadın. Bob Dylan dinlemiyor musun, bu günlerde?
Kendimizi yalnız hissediyoruz. öyle değil mi sen? Kahve içiyoruz ulan, her sabah, uyumadan önce. Nefret ediyoruz dimi ikimiz de, yalnız uyanmaktan.
kendimizi küçük düşürüyoruz. herkese ve her şeye. şey'i ayrı yazıyoruz öyle değil mi lan?
Blog sayfası tutan acılı kadın. benim bloguma da uğrar mısın? favla beni güzelim.
Düş sokağı sakinlerinde gitar çalan kadın. sakin ol. ispanyol meyhanesi bu sokakta. Yaşart Kurt da...
Ne boktan yazıyorsun be sen. parça pinçik. pinçik pinçik.
nefes alışlarında var dimi piyano.
Arıyor musun o eski günleri? her şeye yeniden başlamak nasıl, güzel mi? götün sıkıştı mı seninde. yalnız kaldım koim dedin mi hiç? mutsuz bir kadın aradın mı sen de? gerçek bir kadın?
az önce şarkı da "arayıp bulmak neyi değiştirir?" diye sordu, şair yazmış. ama yine de;
Mutluluğu arayan bir kadın değil, mutsuzluğu kabul etmiş bir kadındı. aradığım...
Norveçli kıvırcık, eğer seni bulursam bir gün, uzak doğunun batı yakasında bir haftalık balayına çıkaracağım. sex de olcak tabi.
sana gelince balkondaki mor kız;
çok uğraştım. çok denedim. çok çabaladım. çok üzdüm. çok ağlattım. çok sevdim. ama biliyor musun mor kız;
yine olsa yine yapardım. ve yine de yine yapacağım.
Tutkularıma göğüs germek, onlara savaş açmak seni yormadı mı? Olmadığımız biri gibi oldurtmaya çalışmak ikimize de yetmedi mi?
sana söylüyorum nazım;
Mutluluğu arayan bir kadın değil, mutsuzluğu kabul etmiş bir kadındı. aradığım...
İstanbul bugün çok soğuk. yalnızlaştıran ve gerçekleştiren bir soğukluk bu. Norveçli kıvırcık, beyaz tenli, uzun siyahlı, tatlı kadın. Nerelerdesin. Biliyor musun, aslında senmişsin.
Yağmur yağdığında ıslanmaya. Islanmayan bir kadına. Gökyüzüne ve Nazımın şiirlerine. mahkumuz...
Kurt Cobain söylediğinde, eski günlerdeki gibi, canı kokain çeken kadın. Bob Dylan dinlemiyor musun, bu günlerde?
Kendimizi yalnız hissediyoruz. öyle değil mi sen? Kahve içiyoruz ulan, her sabah, uyumadan önce. Nefret ediyoruz dimi ikimiz de, yalnız uyanmaktan.
kendimizi küçük düşürüyoruz. herkese ve her şeye. şey'i ayrı yazıyoruz öyle değil mi lan?
Blog sayfası tutan acılı kadın. benim bloguma da uğrar mısın? favla beni güzelim.
Düş sokağı sakinlerinde gitar çalan kadın. sakin ol. ispanyol meyhanesi bu sokakta. Yaşart Kurt da...
Ne boktan yazıyorsun be sen. parça pinçik. pinçik pinçik.
nefes alışlarında var dimi piyano.
Arıyor musun o eski günleri? her şeye yeniden başlamak nasıl, güzel mi? götün sıkıştı mı seninde. yalnız kaldım koim dedin mi hiç? mutsuz bir kadın aradın mı sen de? gerçek bir kadın?
az önce şarkı da "arayıp bulmak neyi değiştirir?" diye sordu, şair yazmış. ama yine de;
Mutluluğu arayan bir kadın değil, mutsuzluğu kabul etmiş bir kadındı. aradığım...
Norveçli kıvırcık, eğer seni bulursam bir gün, uzak doğunun batı yakasında bir haftalık balayına çıkaracağım. sex de olcak tabi.
sana gelince balkondaki mor kız;
çok uğraştım. çok denedim. çok çabaladım. çok üzdüm. çok ağlattım. çok sevdim. ama biliyor musun mor kız;
yine olsa yine yapardım. ve yine de yine yapacağım.
Tutkularıma göğüs germek, onlara savaş açmak seni yormadı mı? Olmadığımız biri gibi oldurtmaya çalışmak ikimize de yetmedi mi?
sana söylüyorum nazım;
Mutluluğu arayan bir kadın değil, mutsuzluğu kabul etmiş bir kadındı. aradığım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
