27 Ekim 2014 Pazartesi

Üstüme geliyor Caesar'ın boku.

Üstüme geliyor Caesar'ın boku.
Asırlık bir bok girdiğinde kapıdan içeri,
korkarım o boku yalnız bırakmayacak kadar
sıçabilirim altıma.
Asırlık bir boşalma olur,
Barsaklarım rahatlar.

Üstüme geliyor, anladınız mı?
Asırlardır kurumamış, taptaze bir bok.
ne öğrendin diye soracak,
olursanız,
karpuz çekirdekleri,
o vakitte de,
sindirilmeden karışıyormuş
bokun içine.

İçine alıyor bu bok,
bir başka içine alıyor,
içimi alıyor,
boşalıyor bedenim,
suyunu bitirmiş bir sarı limon
gibi.
Ölüm böyle bir şey işte yavrucuğum.

Caesar ölse de,
Boku ölmüyor.

11 Ağustos 2014 Pazartesi

'O kadın'ım yok.

Geleceğin adı siyah.
Kör ermiş asasına tutundu,
hayaller konduruyor kafamıza.
Kudurmaktan gülemiyorum;
'O kadın'dan bahsediyor,
ne yazık ki,
'O kadın'ım yok.
Bir cümle eder kelimeler,
şair kaçıyor içimden
oysa girmeli!
Bekleyecek ne var?

Üç ya da kez
birileri uzakta
Tanrı birden fazla olmaz!

Şıracı yalan söylüyor,
emiyor yalnızlığı ve fakirliği.

Afiyet olsun.

Ahmet YATĞIN

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Hayal kurucaz ve ölücez.

Hayal kurucaz ve ölücez.

Mesela beyaz kadının hayalini kuracağız. Ya da bir çok beyaz kadının hayalini kuracağız. Orhan Pamuk'un söylediği gibi sinemalardan çıkarken başımız öne eğik, kurduğumuz hayallerimizi düşüneceğiz. Özeneceğiz amerikan yaşamına, sonra da filistinli çocuğun ölümüne üzüleceğiz. Uykuya dalmadan önce hayallerimizi gözden geçireceğiz. İşe yaramayan hayallerimize daha çok güleceğiz. bir şekilde uykuya dalıp, rüya göreceğiz. yani hayal kurucaz ve ölücez.

daha ne lazım?

7 Temmuz 2014 Pazartesi

durgun günlerden birisiydi
güzellik çaldı kapıyı
girmedi.
biraz uykum var.
biraz daha.
evet tam orası.
bu kadarmış.
siktir.

7 Nisan 2014 Pazartesi

çabuk sıkılan kaplumbağa

şimdi size çabuk sıkılan kaplumbağanın hikayesini anlatacağım.
hayır hiçte bile dramatik değil. yavaş yürümesinin katlanılmaz hale gelmesi dramatik değil. her neyse hikayeyi aptal yorumlarınızla bölmeyin. amerikancı da değilim, kes sesini.

Bir varmış bir yokmuş küçük bir kaplumbağa varmış. bu arada aklıma geldi, kaplumbağaların sırtının kaşınması ne kadar berbat bir şey olurdu değil mi? hahaha aynen çok komik olurdu.

bu kaplumbağa bir gün evi sandığı kabuğuyla gezerken, tam 15 metre gitmiş. sonra ailesinin yanına geri dönmüş. ertesi gün 20 metre gitmiş sonra ailesinin yanına geri dönmüş. böyle git gel git gel en sonunda sınıra yaklaşmış ve hergün tüm gücüyle 200 metre gidip geri geliyormuş.

artık bir karar vermesi gerekiyormuş ya metreler katedip artık sıkılmayacak ya da 400 metre çapında bir dünyaya razı olacaktı. Karar vermiş. bir kola tenekesi kadar kabuğa ev diyen eleman, 400 metre çapındaki dünyaya evet diyebilirmiş. ve kararını vermiş.

işte size çabuk sıkılan kurbağanın, çabuk sıkılmasının kurbağa olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini anlattım.

hayır o kadar boktan bir hikaye değil, siktir git sen ne anlarsın hikayeden. pezevenk la fontenci.

26 Ocak 2014 Pazar

Şiir mi yazmış?

içimde bir öykü var baba.
senden bahsediyor ihtiyar.
gözlerine cam kaçmış.

içimde bir öykü var baba,
geçmişi eşelemiş.
eline bir şey geçmemiş
geçememiş.
o öyküde baba,
senden de bahsetmek isterdim,
ama sen çok yaşlısın,
ölürsün diye korkuyorum,
insan korkar baba,
öyle deme.

senden bahsediyor ihtiyar,
kim kiminmiş.
kimse işlememiş.
işleyememiş.
bahislerinde ihtiyar
ölmek istermiş.
ölememiş.
ihtiyarlar ölmez,
ya da öldüğü hissedilmez.
işte bunlardan bahsetti ihtiyar.
kimse dinlememiş.

gözlerine cam kaçmış,
kaçığın tekiydi herif.
hapishaneden kaçmış.
uzak kal,
gözlerden,
çünkü biliyor,
herkes ne yaptığını,
gayet iyi biliyor.
ama işte
bazen bilmemezlikten geliveriyor herkes.
ya da her zaman.
bilemem ki.

7 Ocak 2014 Salı

Bakir Moruk

üç ay önce tanıştığı yaşlı herifin cenazesindeydi. isteği üzerine, eski dostları birer sigara yakacaklardı, köküne kadar sömürülmüş izmaritleri toprağın arasına karışacaktı. izmaritlerin süngerleri, yaşamın akışından emdiği tüm sarılıkların sonunda kararmış birer yürek gibiydiler. karaciğer misali. her bir dostundan bir izmarit. eşinden, oğlundan, keman çalan kızından, memurluk yıllarındaki çaycısından, mecidiyeköydeki kiracısından, devlet tiyatrosundaki öğrencilerinden... her birinden izmaritler dökülüyordu toprağa.

yaşlı herif oyun yazarlığı yapardı son yıllarında. yazdığı oyunlar istanbul çapında, sanat camiası tarafından ilgi toplardı. kimileri bir boka yaramadığını düşünürdü herifin ve yazdıklarının. bukowskivari bir herifti. sigaraseverdi, alkolseverdi, kadınseverdi. favori içkisi, viskiydi. ağır içerdi yaşlı herif.

böyle bir adamın cenazesindeydi, otuzundaki Bakir. yaşlı herifin cenazesindeydi. dualar okundu, göz yaşları döküldü. şanslıydı, ağlayanları vardı. Bakir cenazeden çıktı. izmaritini attığı sigarasını düşünüyordu. o anı da tabiki. 've sigaralar yakıldı, izmaritlerle gömüldü moruk' diye başlayan şiirine yoğunlaşmıştı. küçük çaplı bir dergide yazarlık yaparak geçiniyor ve yazdıklarıyla hafızasını resmileştiriyordu. yaşlı herifle üç ay önce bir metrobüs yolculuğunda tanışmıştı. moruğa yer vermesi gerekiyordu. o vermemişti. daha sonra yanında oturan kadın kalkmıştı. kadın seksiydi. kadın seksidir. gidişine üzülmüştü elbette. ve elbette bir şey beklemiyordu kadından ama; insan üzülür işte. Moruk oturur oturmaz başladılar konuşmaya. arkadaş oldular. birlikte metrobüsteki kadının elektronik sesiyle otuzbir çekilebilir mi diye düşündüler. e ikisi de marjinaldi. düşünebilirlerdi böyle şeyler. Bakir aklından geçiriyordu tüm bunları. ne kadar iyi bir adamdı. ne kadar iyi bir arkadaşdı. şimdi biraz daha arkadaşsız kalmıştı Bakir. olabilirdi, herkes ölür. zincirli kuyudan binecekti metrobüse. orada oturma şansı vardı, eğer bir takım kurallara uyabilirsen. uydu, oturdu, defterini çıkardı Bakir, elektriği pek sevmezdi. zaten oyunu, elektronik sesle otuzbir çekilmezden yana vermişti. yanına oturdu yaşlı herif. başladılar konuşmaya.

"nasıldı hayat moruk?"

9 Ekim 2013 Çarşamba

mutsuzluğu kabul etmiş bir kadındı. aradığım...

Mutluluğu arayan bir kadın değil, mutsuzluğu kabul etmiş bir kadındı. aradığım...

İstanbul bugün çok soğuk. yalnızlaştıran ve gerçekleştiren bir soğukluk bu. Norveçli kıvırcık, beyaz tenli, uzun siyahlı, tatlı kadın. Nerelerdesin. Biliyor musun, aslında senmişsin.

Yağmur yağdığında ıslanmaya. Islanmayan bir kadına. Gökyüzüne ve Nazımın şiirlerine. mahkumuz...

Kurt Cobain söylediğinde, eski günlerdeki gibi, canı kokain çeken kadın. Bob Dylan dinlemiyor musun, bu günlerde?


Kendimizi yalnız hissediyoruz. öyle değil mi sen? Kahve içiyoruz ulan, her sabah, uyumadan önce. Nefret ediyoruz dimi ikimiz de, yalnız uyanmaktan.

kendimizi küçük düşürüyoruz. herkese ve her şeye. şey'i ayrı yazıyoruz öyle değil mi lan?

Blog sayfası tutan acılı kadın. benim bloguma da uğrar mısın? favla beni güzelim.

Düş sokağı sakinlerinde gitar çalan kadın. sakin ol. ispanyol meyhanesi bu sokakta. Yaşart Kurt da...

Ne boktan yazıyorsun be sen. parça pinçik. pinçik pinçik.

nefes alışlarında var dimi piyano.

Arıyor musun o eski günleri? her şeye yeniden başlamak nasıl, güzel mi? götün sıkıştı mı seninde. yalnız kaldım koim dedin mi hiç? mutsuz bir kadın aradın mı sen de? gerçek bir kadın?

az önce şarkı da "arayıp bulmak neyi değiştirir?" diye sordu, şair yazmış. ama yine de;

Mutluluğu arayan bir kadın değil, mutsuzluğu kabul etmiş bir kadındı. aradığım...

Norveçli kıvırcık, eğer seni bulursam bir gün, uzak doğunun batı yakasında bir haftalık balayına çıkaracağım. sex de olcak tabi.

sana gelince balkondaki mor kız;

çok uğraştım. çok denedim. çok çabaladım. çok üzdüm. çok ağlattım. çok sevdim. ama biliyor musun mor kız;

yine olsa yine yapardım. ve yine de yine yapacağım.

Tutkularıma göğüs germek, onlara savaş açmak seni yormadı mı? Olmadığımız biri gibi oldurtmaya çalışmak ikimize de yetmedi mi?

sana söylüyorum nazım;

Mutluluğu arayan bir kadın değil, mutsuzluğu kabul etmiş bir kadındı. aradığım...

5 Eylül 2013 Perşembe

ups.

sevilmediğimiz yıllarımız aklımıza gelmeli. sigaranın yanmayan günleri. size de kadınsı bir adet dönemi değil midir? bazı zamanlar neden yaşadığımızı unutuyoruz. neden yaşadığımız bize öğretildiği andan itibaren aslında neden yaşadığımızı unutuyoruz. doğuştan her şeyi bildiğimizi söyleyen bir eksiz kadının ojeleri bize kırmızıyı hatırlatıyor. kimin ne kadar kırmızı olduğunu nereden bilebiliriz ki.



9 Ağustos 2013 Cuma

Sen anlatırsın o dinler. Hep böyle olmadı mı?

Sen anlatırsın. Her zaman bir şeyler yaşamışsındır ve anlatabileceksindir. Çünkü sen anlatırsın. O dinler. Bazen sadece ona anlatmak için yaşarsın. Yaşadıklarını anlayabilecek birinin varlığı yaşatır seni. Onca anlattığın şeyler arasında sana kurduğu cümleler bir gün seni anlamadığını ele verirse? Bazen sadece anlatmak için yaşadığın şeyleri anlamıyorsa? Ya anlattığın hiç bir şeyi anlamamışsa?

Burada onu suçlayamazsın. Çünkü anlayamamış olan kişi sadece o değildir.

Neyse bu konu hakkında çok şey yazmak istemiyorum. Çünkü bu defa anlaşılamayacak olmak beni korkutuyor.

21 Temmuz 2013 Pazar

Bir takım gizlerimden bahsediyorum, burada okunulan burada kalır ona göre.

Gizlerinizi birileriyle paylaşmadan yaşayabileceğiniz yılların kıymetine bakın. Çünkü bugün, gizlerimden bahsedeceğim.

Aşk'tan söz eden şeylerden aslında sıkılmam. Sigaradan çekinmem. Aslında bir kadının ağlamasından hoşlanırım. Adeta doğallık akar gözyaşlarından. Kan bağım olan insanların aslında beni sevmeyeceklerine inanırım. Seçimlerimi ve de hayatımdaki değişikliklerimi pek çok zaman sevmediler. Her şeyin güzel olmayacağını söylerim sürekli kendime. Yazmayı severim. Daha önce hiç bu kadar açık ve net yazmamıştım. Milliyetçiliğe dair hiç bir tarafkirliğim olmadı. Ayrıca Atatürkçü de olmadım hiç. Bir zamanlar cemaatçilik vardı. Biraz zaman sonra demokrat ve sonra sosyalist. Şimdi ise kısmi anarşist. Ancak Allah'a ve Peygamberine inanırım. Ölümü karşılayabilecek kadar güçlü değilim. Abimin Ak Parti manyaklığından nefret ederim. Diğerinin beni her zaman korkutmasından. İkisiyle de hiç bir zaman kız arkadaşlarımı konuşamadım. Ya da neler yaptığımı. Hep mantıklı ve güncel şeyler. Bazen beni hiç kimsenin kabul etmeyeceğini düşünürüm. Düşüncelerimi açıklarsam taşlanacağımı. Ama size söz verdim. Bazı gizlerimden bahsedeceğim bu gece.

30 Mayıs 2013 Perşembe

Kültürsüz İnsanlarla Çalışmak...

Her zaman, Her şey çok güzel olacak dersiniz. ve buna inanırsınız. Girdiğiniz şirketin ve genel müdürün ideallerine inanırsınız ve çalışma politakanızı söyler anlaşırsınız ne var ki ilk girdiğinizde genel müdür yardımcısı olmuyorsunuz. üstünüzde saçma sapan insanlar olabiliyor. Kültürsüz insanlar...

Tüm neşenizi kırıyor. çekip gitmek istiyor insan. ama verdiğiniz sözler ve size bağlanan işleri geride bırakmak sığmıyor bazen insanın kendisine. Bu sefer kültürsüz adamlara kültürü öğretmeye çalışıyorsunuz kovulma pahasına da olsa. hani kovulsam canıma minnet diyecek haldeyken. ama kültürsüze belli yaştan sonra ne öğretilebilir diye düşünmeden öğretmeye çalışmak sanırım beni biraz aptal konumuna düşürüyor. Bugün güzel bir şey yaptım "Sus hocam" dedim "Sus" dinlemek istemiyorum. öğretmek ve anlatmak da istemiyorum.

6 Nisan 2013 Cumartesi

Güzel ama eksik şehir İstanbul

İstanbul seni aramam sormam merak etmem...
Bir izmirli olarak bu kelimeleri hep derdim. bence çok abartıyorlar İstanbul'u İzmir'in yanında ne kadar güzel olabilirdi ki...




3 Mart 2013 Pazar

Tavşan korktuğu için kaçmaz...



Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar.

Çoğu insan delidir. Ama deli olduğunun farkında değildir. Hani bi söz vardı, deliyim ama deli olduğumu bilecek kadar akıllı diye. Bence unut akıllı olmayı. Deli olmayı, sırf deli olmak güzel diye seç. Her şeyi düşün ama bunun öte berisini düşünme. Çünkü kimi zaman hesap yapmamalı insan, okun yaydan nasıl çıktığının farkına varmamalı. Deli ol. Kuşlarla konuş, kedilerle... Bulutlara sitem et ay'ı sakladılar diye. Seni kıskandılar diye düşün. Yeni yerler keşfet, kendindeki deliliğin zirve noktasını da keşfet tabi.

Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar.

Deli bi tavşan ol. sadece korkmak istediğinde kaç. Ama kaçmayı bırakma. Kimi zaman kulağındaki müzikle kaç. Kimi zaman sigaranın dumanıyla. Kimi zaman kitaplarla, kimi zaman şişedeki alkolle kaç. Ama hep kaç. Çünkü deliler kaçar. Neden kaçtığını, nereye kadar kaçacağını bilmeselerde kaçarlar. Kaçmak iyidir hem. Kaçmak yeniyi bulmaktır, uçmaktır. Kanatların olmadan hem de. Özgürlüğün tadını doyasıya yaşamaktır. Hadi durma. İçindeki deliye seslen, benimle kaçar mısın?

26 Ocak 2013 Cumartesi

Yararlı Yaz Meyveleri



 100 gram çilekte; 90.95 gram su, 7.68 gram karbonhidrat, 0.67 gram protein ve 2 gram diyet lifi bulunduğunu belirten Çopur, "Çilek 60 mg/100 gram olan yüksek C vitamini içeriği ile diğer birçok meyveye göre daha besleyicidir. Antioksidan özellik taşıyan bu bileşen sayesinde, skorbüt hastalığı başta olmak üzere, eklem hastalıkları ve kanser oluşumunun önlenmesinde önem taşımaktadır." diye konuştu. çok fazla sevmesemde arada yemem gerektiğini biliyorum...


"Üzüm: 100 gramında 80.54 g su, 18.10 g karbonhidrat, 0.72 g protein ve 0.9 g diyet lifi bulunmaktadır. 191–254 mg/100 g arasında değişen potasyum içeriği ile önemli bir mineral kaynağıdır. Siyah üzüm, antioksidan özellik taşıyan flavonoid ve hidroksisinnamatlar bakımından oldukça zengindir. Özellikle A ve K vitamini yönünden zengin olan üzümün, bazı karaciğer hastalıkları ve kansızlığın tedavisinde etkili olduğu ve yüksek tansiyonu kontrol altında tuttuğunu bildirilmiştir. +Ahmet YATGIN  kardeşimin masasında hiç eksik olmaz.. :)

Kavun ve Karpuz: Yazın sıkça tüketilen kavun ve karpuz, yüksek su içeriğinden dolayı, vücuttaki su kaybını dengelemede önemli rol oynar. Karpuz 91.45 g/100 g su, 7.55 g/100 g karbonhidrat, 0.61 g/100 g protein içerirken; kavunda bu bileşenler sırasıyla 90.15 g/100 g, 8.16 g/100 g, 0.84 g/100 g olarak saptanmıştır. Karpuz likopen açısından zengin iken; kavun yüksek A vitamini, folik asit ve şeker içeriği nedeniyle iyi bir enerji kaynağıdır. 
Bazı öğünlerimiz tamamen karpuzla geçiyordu. kimse vazgeçemez sanırım. bu faydaları da öğrenmiş olduk

Kayısı: 100 gramında 86.35 g su, 11.12 g karbonhidrat, 1.40 g protein ve 2 g diyet lifi bulunmaktadır. Diyet lifi yönünden zengin olan kayısının tüketimi, doğrudan sindirim sistemindeki olumlu fonksiyonları ile kan lipidleri ve glikoz metabolizmasındaki dolaylı etkileri nedeniyle önem taşımaktadır. Ayrıca β-karoten ve potasyum kaynağı olması nedeniyle yazın tüketimi tavsiye edilen meyveler arasında yer almaktadır.

21 Kasım 2012 Çarşamba

Yokluğa Düşen Damla

Bu gece bir kez daha baktım solan yıldızlara,
Bir kez daha baktım gözlerindeki o yok olmuşluğa.

Kader! Kader dedim kederlerde kadehlerin dibini gördüm,
Her biten damla da, dolmadan yanmayı bildim.

İçmeden sarhoş olmayı anladım, anlamadan ayılmayı da.
Seni görmeden sevmesini anladım, sevmeden senin olmayı da.


17 Kasım 2012 Cumartesi

Geç Kalınmış Bir Yazı

Biraz bekle.

Karanlığın iç çekişlerine karışan iç çekişlerimin, sigarayla olan muhabbeti sırasında gördüm seni. Çok güzeldin. Bir kadının güzelliğini sakladıkça gece, o kadının güzelliğinin ululaştığını anladığım an, sana bakmamaya karar vermiştim. Hiçbir şey olmamışlığın yanı sıra, her şey olmuştu. ve Her şey oradaydı. Çıktım gittim.

Bir şeyler yazmanın tam da sırasıydı. Geç kalınmışlığı ve yazacağım yazının bu başlıkta olacağın o ara düşünmüştüm. Beklediğim gibi, gece, karanlık ve ay... Bir yazarın ihtiyacı olan bazı şeylerden biriydi bunlar, yazmaya ihtiyaç duyduğu tek şey kalem değildir elbet. Bir dost, bir bardak çay. Üzerine konuştuk. Anladım ki üzerine ne konuşursam konuşayım, üzerimdeki o berbat sis dağılmayacaktı.

Adımlarımın sesini kulaklarımda işittiğimde, yalnızlığımın ne de yalnız olduğunu hissettim. Şiir yazmak yetmiyormuş. Akşam vakti, duyduğu çağrıya yavaş adımlarıyla cevap veren yaşlı bir adam, son günlerinin yalnızlığını paylaşıyor benimle. Yalnızlığını saygıyla karşılıyorum, ama benim yalnızlığıma yetmiyor yaşanmışlık...

Yaşanamamışlık var içimde. Bir yazarın yazamama korkusu, karakterini kıskanan bir öykücü, aşık olamayan bir maşuk...

Karanlıkta yürümeyi keşfetmeden önce insanoğlu ne yapıyordu diye geçiyor aklımdan. Ağaçların üzerinden yükselen ay, yanımda ayrılmayı bekleyen dost, az önce sevemediğim sevgili ve başaramadığım geleceğim... Üç kişinin yanında sen, sen; sen olmayı haketmiyorsun.

Pazartesi. Uzaklaştırmak için verilmiş bir buluşma sözü, pek de gerçekçi değil, aldatma. Bırak beni gideyim. Sev beni kalayım. Karanlık gecelere yemin ederim ki; bırak beni gideyim, sev beni kalayım.

Yazdıklarının öncesinde hayal ettiklerinin gerçekleşmediğini anladığında insan, dumanının gökyüzüne üflüyor. Bir ölüm kutlamasına yetişemedim, pastadan çıkan ceset. Allah kahretsin! Ben ne yazıyorum...

Daha fazla dayanamayacağım, burda işler karışık, kendine çok iyi bak Fatma abla, insanlar ölüyor.

25 Ekim 2012 Perşembe

bir sokak çocuğunun intiharı..



O gün hayatımda ilk defa erken kalkmıştım. Ve ilk defa iş yerine yürüyerek gidebilecek kadar zamanım olmuştu. Sıradan bir şubat soğuğu havası esiyordu, deniz durgun, güneş saklı... İstanbulu seviyordum. Adımlarımın hızına dikkat etmeden yürümeyi seviyordum ama ne olur ne olmaz edasıyla saatime göz ucuyla bakmayı ihmal etmiyordum. Siyah paltomun bana kattığı ağır ve maço havayı sevdiğim günlerimdi o zamanlar. Cebimden çakmağımı çıkardım ve evden beri elimde tuttuğum sigaramı yaktım. Denizde oluşan sisin, üflediğim dumanla bir alakası olmadığına inandığımı kendime ispatladıktan sonra az ilerde bir sokak çocuğunun, denize bakan bankın altında uyuyakaldığını gördüm. Dedim ya, o zamanlar abilik yapmayı pek severdim. Sokağın çocukları bize emanetti. Allah'ın emaneti. Yaklaştım ona, üstünde ince bir tişort, ve kollarını bacaklarının arasına almış esmer, kirli bir vücut. Dürttüm onu, uyandığında simit ve çay yaparız diye düşündüm. O kadar bozukluğum olsa gerekti. Bunları düşünürken elimin hala onu dürttüğünü ve kıpırdamadığını anladım. Ölümü aklıma getirdim. Sokak çocuğunun öldüğünü anladığımda kendi ölümümü düşünmem ne kadar tiksindiriciydi oysa! Etrafıma baktım, kimsecikler yoktu etrafımda, kimsecikler yoktu etrafında. Polisi aradım, yardım çağırdım. Sokak çocuğunun ölümü bana tehlikeli hissettirmiş olmalı ki, ilk önce aradığım kurum polis olmuştu. Sonraları bu olayın ne kadar bencilce olduğunu düşünmekle zaman harcadım.  Polisin gelmesini beklerken bacaklarının arasında kirli ve esmer ellerinin sımsıkı tuttuğu bir kağıt parçası buldum. Biri görür edasıyla gizlice elinden alırken, bir an uyanacağını hissettim, fakat "Dünya o kadar çirkindi ki kimsecikler uyanmadı uykusundan"(Milan Kundera)

İNTİHAR NOTU: Şimşekler çakıyor, çok korkuyorum.

Ah be çocuk! Sen, bu ülkenin ayıbı, unutulmuş, aşağılanmış sen... Kendisini öldürmenin en masrafsız yolunu düşünür mü bir insan?! Ah sokak çocuğu! İnsanlığın ayıbı, aldatılmış, yalnız bırakılmış göz yaşı...

Kendisini soğuk yeryüzüne bırakmış bir sokak çocuğunun cansız vücuduna dokunduğum andan itibaren göz yaşlarım soğuk akıyor. Ağladığımı sandığım zamanlar gözlerimi kapadığımda hep aynı yazıyı okuyorum. İntihar notu kültürünü nereden öğrenmişse bu zavallı çocuk, onun mahremiyetine vurulan kilidi kırdığıma bin pişmanım. Kime gösteremediyse notunu, onun habersizliğiyle perişanım.

Bir sokak çocuğunun intiharı, ne de güzel, ah ne komik!