25 Ekim 2012 Perşembe
bir sokak çocuğunun intiharı..
O gün hayatımda ilk defa erken kalkmıştım. Ve ilk defa iş yerine yürüyerek gidebilecek kadar zamanım olmuştu. Sıradan bir şubat soğuğu havası esiyordu, deniz durgun, güneş saklı... İstanbulu seviyordum. Adımlarımın hızına dikkat etmeden yürümeyi seviyordum ama ne olur ne olmaz edasıyla saatime göz ucuyla bakmayı ihmal etmiyordum. Siyah paltomun bana kattığı ağır ve maço havayı sevdiğim günlerimdi o zamanlar. Cebimden çakmağımı çıkardım ve evden beri elimde tuttuğum sigaramı yaktım. Denizde oluşan sisin, üflediğim dumanla bir alakası olmadığına inandığımı kendime ispatladıktan sonra az ilerde bir sokak çocuğunun, denize bakan bankın altında uyuyakaldığını gördüm. Dedim ya, o zamanlar abilik yapmayı pek severdim. Sokağın çocukları bize emanetti. Allah'ın emaneti. Yaklaştım ona, üstünde ince bir tişort, ve kollarını bacaklarının arasına almış esmer, kirli bir vücut. Dürttüm onu, uyandığında simit ve çay yaparız diye düşündüm. O kadar bozukluğum olsa gerekti. Bunları düşünürken elimin hala onu dürttüğünü ve kıpırdamadığını anladım. Ölümü aklıma getirdim. Sokak çocuğunun öldüğünü anladığımda kendi ölümümü düşünmem ne kadar tiksindiriciydi oysa! Etrafıma baktım, kimsecikler yoktu etrafımda, kimsecikler yoktu etrafında. Polisi aradım, yardım çağırdım. Sokak çocuğunun ölümü bana tehlikeli hissettirmiş olmalı ki, ilk önce aradığım kurum polis olmuştu. Sonraları bu olayın ne kadar bencilce olduğunu düşünmekle zaman harcadım. Polisin gelmesini beklerken bacaklarının arasında kirli ve esmer ellerinin sımsıkı tuttuğu bir kağıt parçası buldum. Biri görür edasıyla gizlice elinden alırken, bir an uyanacağını hissettim, fakat "Dünya o kadar çirkindi ki kimsecikler uyanmadı uykusundan"(Milan Kundera)
İNTİHAR NOTU: Şimşekler çakıyor, çok korkuyorum.
Ah be çocuk! Sen, bu ülkenin ayıbı, unutulmuş, aşağılanmış sen... Kendisini öldürmenin en masrafsız yolunu düşünür mü bir insan?! Ah sokak çocuğu! İnsanlığın ayıbı, aldatılmış, yalnız bırakılmış göz yaşı...
Kendisini soğuk yeryüzüne bırakmış bir sokak çocuğunun cansız vücuduna dokunduğum andan itibaren göz yaşlarım soğuk akıyor. Ağladığımı sandığım zamanlar gözlerimi kapadığımda hep aynı yazıyı okuyorum. İntihar notu kültürünü nereden öğrenmişse bu zavallı çocuk, onun mahremiyetine vurulan kilidi kırdığıma bin pişmanım. Kime gösteremediyse notunu, onun habersizliğiyle perişanım.
Bir sokak çocuğunun intiharı, ne de güzel, ah ne komik!
17 Eylül 2012 Pazartesi
"Beyaz adam savaştı, biz öldük." Malcolm X
Yazıma başlamadan önce bu yazıyı çok sevdiğim, yakınım olan Bilal Yaver hocamın dergisi; İmleç Dergisi için yazdığımı belirtmek istiyorum. Kendisine selamlar! :)
ve Hemen ardından Malcolm X ile alakalı aklımda kalan ufak bir anıyı paylaşmak geliyor içimden ve sanırım paylaşıyorum. İtirazların neticesinde devletin üzerine yoğunlaştığı bir olayda, devlet görevlisinin adı-soyadını sorduğu sırada Malcolm yanıt verir:
"Adım Malcolm, Malcolm X!"
Yani anlaşılan, devletin kendisine armağan ettiği 'soy' ismini reddetmiş bir kişiliktir. Vay canına!
---
"Beyaz adam savaştı, biz öldük." Malcolm X
ve Hemen ardından Malcolm X ile alakalı aklımda kalan ufak bir anıyı paylaşmak geliyor içimden ve sanırım paylaşıyorum. İtirazların neticesinde devletin üzerine yoğunlaştığı bir olayda, devlet görevlisinin adı-soyadını sorduğu sırada Malcolm yanıt verir:
"Adım Malcolm, Malcolm X!"
Yani anlaşılan, devletin kendisine armağan ettiği 'soy' ismini reddetmiş bir kişiliktir. Vay canına!
---
"Beyaz adam savaştı, biz öldük." Malcolm X
Politika! Söylemesi eğlenceli, fakat merak ediyorum
kendisiyle kaç yaşında tanıştık? Lisedeyken mi? Başkanlık seçimleri olurdu
hani, arkadaşlar arası bir kızışma. Biraz hırslı belki de heyecanlı fakat tatlı
gelirdi politika, şayet buysa. Sanırım asıl sormamız gereken: İlk
tanıştığımızda onu ne kadar tanıdık?
23 yaşında bir genç, hayalleri gözünün önünde, artık her
şeyi yapabilecek, o gücü hissediyor yanaklarında. Askerlik diyor, baba. “Baba,
yapma…”
Hakkari – Şemdinlideyiz dostlarım. Burası karanlık, evet az
önce bahsettiğim çocuk orada, istihbarat gelmiş, akşam 6 dan beri bekliyorlar.
Bir baskın ki hayallerini basacak, babasını ağlatacak, ülkesine sövecek ve
istemeyecek bir daha hiçbir ülkenin askeri olmak… Evet çocuk bekliyor.
Sabah 6: 12 saatlik bekleyişin ardından geliyor saldırı.
Sizce de bu bir aldatmacaydı değil mi? İstihbaratın kimden geldiğini söyleyecek
kadar cesur değilim, burda işler böyle yürümüyor.
Babası ağlıyor, “vatan sağolmasın evlat!”
Hayallerine uzaktan bakmak için doğru yerde şimdi o.
Politika! Söylemesi ne de güzel!
Ve evet bu arada, beyaz adam savaştı: biz öldük.
En yakın üç arkadaş, birlikte geziyorlar paso. İkisinin
arası bozuk, çaktırmıyorlar üçüncüsüne. Ve günlerden bir gün geliyor ki, o
lanetli gün, biri diğerini öldürüyor. İyi olan öldürüyor, kötü olan ölüyor.
Ardından geçirdiği 3 ayın birisinde depresifleşiyor. Ağlıyor. Ve evet bağırıyor
da.
Mezarına gittiği gün, bir çiçek bırakıyor, küçük bir notla.
Not: Pişman değilim, ama üzgünüm.
Ve gidiyor beyaz atlı prenses. İyi olan gidiyor, ardına
bakmadan, sahi, üçüncüsü ne alemde?!
Biri ölür, diğeri gider, üçüncüsüne de kalmak düşer.
Gördünüz mü? Beyaz adam savaştı, biz öldük.
Bir parti düşünün doğruları söyleyen bir parti, politikayi
hiç bu kadar sevmemiştim. Ve iki tane daha parti düşünün. Birinin muhalefet
birinin iktidar olduğunu düşünün son seçimlerde. Ve ilk bahsettiğim partiler
kadar dürüst insanlar düşünün, barajın altında kalan.
Ve bir aşık düşünün ilkokuldan beri henüz konuşmadığı bir
kıza aşık olan. Ve aşkını anlatmamış kimseye. Ve en yakın arkadaşı anlatıyor
bir gün, aşkına halt ettim diye.
Bir adam düşünün, sevdiği kişi için savaşmadan ölmüş..
Ah, evet.. Politika!
Yani dostlarım; yapılan yaşanmışlıkların sonunda
yapılmayanların akıbetiyle karşı karşıyayız. Ve günlerden bir gün, beyaz adam
savaştı, biz öldük.
Selam olsun; siyah adam!
15 Eylül 2012 Cumartesi
Güzel olan ne varsa?
Bütün o öğütlerinizi, iyi dileklerinizi, yardımlarınızı, iyi niyetlerinizi, güzel görünürlüğünüzü ve sahteciliğinizi rahatsız edici buluyorum. Son zamanlarda bir parti liderinin sıkça kullandığı tabiriyle; 'en hafif ifadeyle' rahatsız edici!
Güzelliğin ne olduğunu kararlaştırmalıyız, ne olmadığını da. Bunu bütün o öğütlerden, yardımlardan ve iyi dileklerden ötede duran insanlarla birlikte yapmak ne de güzel! Kavramlar karmaşasından nefret ederim, bilirsiniz kavramlar; öğüt sahiplerinin kullandığı şeyler...
Şimdi sizi bir dakikalık; "Nelerin güzel olduğu" soruşuna davet ediyorum. ve Hemen ardından aklımıza gelen ilk şeyleri dökelim bu boktan blog sitesine!
...
Araba sürmek güzeldir. Seyehat etmek güzeldir. Sevişmek çok güzeldir. Kadınlar güzeldir. Bazı kadınlar daha da güzeldir. Bazı kadınlar en güzeldir. Evlilik güzeldir. Evlenmemek de güzeldir. Çiçekler güzeldir. Şarkılar güzeldir. Pink Floyd güzeldir. Hiç bir şey yapmamak güzeldir. Kitap okumak güzeldir. Kitap yazmak daha güzeldir. Okuduğun kitabı bir başkasına vermek en güzeldir. Konuşmak güzeldir. Susmak güzeldir. Dinlemek güzeldir. Ağlamak güzeldir. Seyretmek güzeldir. Arkadaş güzeldir. Güzel arkadaş daha güzeldir. Öpüşmek az güzeldir. Dokunmak güzeldir. Giyinmek güzeldir. Soyunmak en güzeldir. Sıçmak güzeldir. Yemek güzeldir. Koşmak güzeldir. Gözler güzeldir. Youtube güzeldir. Zaman güzeldir. Saatin kaç olduğunu bilmemek daha güzeldir. Uyumak en güzeldir. Gülmek güzeldir. Uyurken osurmak güzeldir. Ağlayan birisini görmek güzeldir. Neden ağladığını konuşmak güzeldir. Arkadaşlarınla geğirmek en güzeldir. Sütyen güzeldir. Bebek sahibi olmak güzeldir. Ölmek güzeldir. Karıştırmak güzeldir. Unutmak daha da güzeldir. Twitter güzeldir. Özgürlük güzeldir. Güvende hissetmek güzeldir. Hayal etmek en güzeldir. Beklemek güzeldir. Beklenilmek güzeldir. Diş fırçalamak güzeldir. İşemek güzeldir. Linux güzeldir. Android de güzeldir. İnanmak güzeldir. İnanmamaksa az güzeldir. Haber edinmek güzeldir. Sevmek güzeldir. Sevilmek güzeldir. Sevinmek en güzeldir. Adriana Lima güzeldir. Abazalık güzeldir. Azmak güzeldir. Boşalmak da güzeldir. Uzatmamak güzeldir. Tepkisiz kalmak en güzeldir. Tepki vermek az güzeldir. Yaşar Kurt güzeldir. Norveç güzeldir. Kadınlar tekrar güzeldir. Güzelliği ve neyin güzel olduğunu sorgulamak; az güzeldir.
Hepimizin seslendiği bir güzellik vardır, hiç bir zaman projeleştiremeyeceğimiz taslağımızda. Hayatımızın güzelleşmesini sağlayan güzellikten bahsediyorum. Gücünü farklı kimselere ve farklı yerlere dağıtmış güzellik. Öğütlerden uzakta, iyi dilekleri reddetmiş bir güzellik...
Aşık olmadığınız bir kadını sevmek, seni seviyorum demek, güzelliğin hakettiği bir şeydir. ve Aşık olmak; güzel olan şeyler arasında en az güzel olandır.
Tanıştığınız Güzellik'ten sonra yazdığın güzel şeyler olur. Güzellik güzel yazmanızı söyler çünkü ve bir gün güzel olan her şeyi yazmak ister canınız, ancak vakit yetmez.
Güzellik; seni seviyorum.
Güzelliğin ne olduğunu kararlaştırmalıyız, ne olmadığını da. Bunu bütün o öğütlerden, yardımlardan ve iyi dileklerden ötede duran insanlarla birlikte yapmak ne de güzel! Kavramlar karmaşasından nefret ederim, bilirsiniz kavramlar; öğüt sahiplerinin kullandığı şeyler...
Şimdi sizi bir dakikalık; "Nelerin güzel olduğu" soruşuna davet ediyorum. ve Hemen ardından aklımıza gelen ilk şeyleri dökelim bu boktan blog sitesine!
...
Araba sürmek güzeldir. Seyehat etmek güzeldir. Sevişmek çok güzeldir. Kadınlar güzeldir. Bazı kadınlar daha da güzeldir. Bazı kadınlar en güzeldir. Evlilik güzeldir. Evlenmemek de güzeldir. Çiçekler güzeldir. Şarkılar güzeldir. Pink Floyd güzeldir. Hiç bir şey yapmamak güzeldir. Kitap okumak güzeldir. Kitap yazmak daha güzeldir. Okuduğun kitabı bir başkasına vermek en güzeldir. Konuşmak güzeldir. Susmak güzeldir. Dinlemek güzeldir. Ağlamak güzeldir. Seyretmek güzeldir. Arkadaş güzeldir. Güzel arkadaş daha güzeldir. Öpüşmek az güzeldir. Dokunmak güzeldir. Giyinmek güzeldir. Soyunmak en güzeldir. Sıçmak güzeldir. Yemek güzeldir. Koşmak güzeldir. Gözler güzeldir. Youtube güzeldir. Zaman güzeldir. Saatin kaç olduğunu bilmemek daha güzeldir. Uyumak en güzeldir. Gülmek güzeldir. Uyurken osurmak güzeldir. Ağlayan birisini görmek güzeldir. Neden ağladığını konuşmak güzeldir. Arkadaşlarınla geğirmek en güzeldir. Sütyen güzeldir. Bebek sahibi olmak güzeldir. Ölmek güzeldir. Karıştırmak güzeldir. Unutmak daha da güzeldir. Twitter güzeldir. Özgürlük güzeldir. Güvende hissetmek güzeldir. Hayal etmek en güzeldir. Beklemek güzeldir. Beklenilmek güzeldir. Diş fırçalamak güzeldir. İşemek güzeldir. Linux güzeldir. Android de güzeldir. İnanmak güzeldir. İnanmamaksa az güzeldir. Haber edinmek güzeldir. Sevmek güzeldir. Sevilmek güzeldir. Sevinmek en güzeldir. Adriana Lima güzeldir. Abazalık güzeldir. Azmak güzeldir. Boşalmak da güzeldir. Uzatmamak güzeldir. Tepkisiz kalmak en güzeldir. Tepki vermek az güzeldir. Yaşar Kurt güzeldir. Norveç güzeldir. Kadınlar tekrar güzeldir. Güzelliği ve neyin güzel olduğunu sorgulamak; az güzeldir.
Hepimizin seslendiği bir güzellik vardır, hiç bir zaman projeleştiremeyeceğimiz taslağımızda. Hayatımızın güzelleşmesini sağlayan güzellikten bahsediyorum. Gücünü farklı kimselere ve farklı yerlere dağıtmış güzellik. Öğütlerden uzakta, iyi dilekleri reddetmiş bir güzellik...
Aşık olmadığınız bir kadını sevmek, seni seviyorum demek, güzelliğin hakettiği bir şeydir. ve Aşık olmak; güzel olan şeyler arasında en az güzel olandır.
Tanıştığınız Güzellik'ten sonra yazdığın güzel şeyler olur. Güzellik güzel yazmanızı söyler çünkü ve bir gün güzel olan her şeyi yazmak ister canınız, ancak vakit yetmez.
Güzellik; seni seviyorum.
10 Eylül 2012 Pazartesi
Raslantılar Prensi
Hayatında ilk defa operaya gitmişti Nalan. Her şey olması gerektiği gibi farklıydı, herhangi bir konserden çok daha farklısıydı. Oraya gelen insanları süzdü, dikkatlice. Bir Banka görevlisi olarak insanları izlemeye alışmıştı. Salona girdiğinde hissettiği duygu, sanki bir kültür seviyesi daha atladığını söylemişti ona. Gülümsedi. Koltuğuna oturduğunda, bundan sadece 3 saat önce yaşadığı telaş aklına geldi. Haftanın son günüydü, ve ekonomi kapanıyordu. Bazı şeyler son bulurken haraketlenir; bankalar, savaşlar, yeminler ve dahası... Bilirsiniz işte, son yeni bir başlangıcı doğurur, yeni bir başlangıç ise eski bir sonu, her şey farklı başlar, ama hep aynı biter, bitmeyi farklılaştıran pek bir şey göremezsiniz çevrenizde, bitişler biter. Bitmesi, nasıl bittiğinin önemini yok eder belki de...
Neyse biz Nalan'a dönelim. Gösteri başlamıştır, hayatında ilk defa gördüğü enstrümanların birbiriyle uyumuna dalan Nalan'ın gözleri, ilk defa bu büyülü arenaya geldiğini farkettirir onu izleyen birisine ve evet, onu izleyen birisi vardır, çünkü Nalan gerçekten izlenesi bir güzelliktedir.
Neyse biz Nalan'a dönelim. Gösteri başlamıştır, hayatında ilk defa gördüğü enstrümanların birbiriyle uyumuna dalan Nalan'ın gözleri, ilk defa bu büyülü arenaya geldiğini farkettirir onu izleyen birisine ve evet, onu izleyen birisi vardır, çünkü Nalan gerçekten izlenesi bir güzelliktedir.
26 Ağustos 2012 Pazar
Yeni Hayat
Hatıralarımız... Yeterince eski değiller ve ne zaman onları hatırlamak istesek, içimizdeki karanlık odada, hatıralarımız; yeterince yeni değiller... Yaşanmışlıklarımızdan bahset bize Metin, yaşayamadıklarımızdan değil!
Armağan ettiğimiz hislerimizin karşılık bulmadığını biliyoruz. Bir çok defa bulmadığını ise; yaşıyoruz. Biriktirdiğimiz dostlardan bahsediyor şarkıda ve bir türkü; bahset diyor bize aşklardan. Kaybettiklerimiz ve bunu yapmamalıydım diyor küçük bir kız, her şeyin farkında. Farkında değiliz; neler yaşadığımızın, neden yaşadığımızın, kiminle yaşadığımızın ve yaşadığımızın farkında değiliz. Geçmişe örülmüş pişmanlıklardan sızan bir kaç parça güzel hatıra... Metin, sen anlarsın, bilirsin Metin, yaşamadan bilinmez...
Yeni Hayat... Uzunca yazılmış bir paragrafın başlangıcı gibi, okumaya korkak ve sinsi... Her şeyin düzeleceğini söyleyen gözler ışığında, gözbebeklerinin karanlığı boğuyor Metin. Artık yaşanmaz ve artık ölünmez. Her şey yerli yerinde kalır, sen gidersin, Metin... Hem bakma bana öyle, konuşacak kimsem kalmadı, sen de bakma öyle!
Akıttığımız gözyaşlarının ardında saklanan kırmızılığı hissediyorum gökyüzünde. Kelebeklerse artık uçmuyor. Balonlar siyah renkte satılıyor ve çocuklar kararıyor. Veresiye yazmıyor Bakkal Ekrem, radyolarda Zeki Müren çalmıyor. Eskisi gibi değil hiçbir şey ve herşey yeni. Yani Metin koskoca, yaşanmışlıklarla dolu, koskoca bir hayat bitiyor... Yani Metin, koskoca bir hayat bitiyor...
"Tarlada çalışırken, uzun süren yaz günlerinin sıcağında, geleceğinden habersiz ekinlerin biçimiyle uğraşırdık. Su yoktu, hava sıcaktı ve uzaktaydık evden. Tarladaydık abi, tarladaydık... Öğlen vakti getirdiğimiz yemeğimizi yaşlı ağacın gölgesinde yerdik, eğlenirdik abi, sıcaktı ama eğlenirdik. Uzun süren yaz günlerinin sıcağında, tarladaydık abi... Abi! Tarladayız... ve Abi! Eve döndüğümüz de yarın tarlayı sulamak için tekrark geleceğiz ve sonraki gün tekrar... Sararmış, kurumuş yaprakların nasıl da yeşerdiğini göreceğiz. Su mavi akacak abi, her şey güzel olacak! Sen dememiş miydin; yeniden başlamak, başarmaktır. Kalk ve yüzünü yıka, aynaya baktığında, mavi akan suların bıraktığı damlacıkların tekrar suya düşüşünü seyret, süzülüşünü... Gökyüzüne çevir yüzünü, maviye boyanmış gökyüzünü düşür siyah gözlerine. Abi... Başlangıçlara dikkat ettiğimiz zaman anlamaz mıyız her şeyi? Sır orada saklı değil midir? Hem onca yeniliği bize sunan hayat'a; bir yenilikte biz armağan etmemiz gerekmez mi? Anamız böyle öğretmemiş miydi abi? Yeni bir hayata başlamak, başlangıçlarda gizlidir, sen öyle dememiş miydin, abi..."
Armağan ettiğimiz hislerimizin karşılık bulmadığını biliyoruz. Bir çok defa bulmadığını ise; yaşıyoruz. Biriktirdiğimiz dostlardan bahsediyor şarkıda ve bir türkü; bahset diyor bize aşklardan. Kaybettiklerimiz ve bunu yapmamalıydım diyor küçük bir kız, her şeyin farkında. Farkında değiliz; neler yaşadığımızın, neden yaşadığımızın, kiminle yaşadığımızın ve yaşadığımızın farkında değiliz. Geçmişe örülmüş pişmanlıklardan sızan bir kaç parça güzel hatıra... Metin, sen anlarsın, bilirsin Metin, yaşamadan bilinmez...
Yeni Hayat... Uzunca yazılmış bir paragrafın başlangıcı gibi, okumaya korkak ve sinsi... Her şeyin düzeleceğini söyleyen gözler ışığında, gözbebeklerinin karanlığı boğuyor Metin. Artık yaşanmaz ve artık ölünmez. Her şey yerli yerinde kalır, sen gidersin, Metin... Hem bakma bana öyle, konuşacak kimsem kalmadı, sen de bakma öyle!
Akıttığımız gözyaşlarının ardında saklanan kırmızılığı hissediyorum gökyüzünde. Kelebeklerse artık uçmuyor. Balonlar siyah renkte satılıyor ve çocuklar kararıyor. Veresiye yazmıyor Bakkal Ekrem, radyolarda Zeki Müren çalmıyor. Eskisi gibi değil hiçbir şey ve herşey yeni. Yani Metin koskoca, yaşanmışlıklarla dolu, koskoca bir hayat bitiyor... Yani Metin, koskoca bir hayat bitiyor...
"Tarlada çalışırken, uzun süren yaz günlerinin sıcağında, geleceğinden habersiz ekinlerin biçimiyle uğraşırdık. Su yoktu, hava sıcaktı ve uzaktaydık evden. Tarladaydık abi, tarladaydık... Öğlen vakti getirdiğimiz yemeğimizi yaşlı ağacın gölgesinde yerdik, eğlenirdik abi, sıcaktı ama eğlenirdik. Uzun süren yaz günlerinin sıcağında, tarladaydık abi... Abi! Tarladayız... ve Abi! Eve döndüğümüz de yarın tarlayı sulamak için tekrark geleceğiz ve sonraki gün tekrar... Sararmış, kurumuş yaprakların nasıl da yeşerdiğini göreceğiz. Su mavi akacak abi, her şey güzel olacak! Sen dememiş miydin; yeniden başlamak, başarmaktır. Kalk ve yüzünü yıka, aynaya baktığında, mavi akan suların bıraktığı damlacıkların tekrar suya düşüşünü seyret, süzülüşünü... Gökyüzüne çevir yüzünü, maviye boyanmış gökyüzünü düşür siyah gözlerine. Abi... Başlangıçlara dikkat ettiğimiz zaman anlamaz mıyız her şeyi? Sır orada saklı değil midir? Hem onca yeniliği bize sunan hayat'a; bir yenilikte biz armağan etmemiz gerekmez mi? Anamız böyle öğretmemiş miydi abi? Yeni bir hayata başlamak, başlangıçlarda gizlidir, sen öyle dememiş miydin, abi..."
*Büyük sanatçı Barış Manço'nun şarkısına çok sevdiğim Hayko Cepkin tarafından getirilen beğendiğim bir yorum...
17 Ağustos 2012 Cuma
okuması zor, bi'daha böyle yazma..
Yerine koyduğumuz şeylerin, aslında onların yeri olmadığını anladığımız zaman, zorbalığımızı farkedip sessizliğe gömüleceğiz. Firavunun gölgesine sığınan bir Tanrıya edilen yeminlerin, geri dönütsüzlüğünü hissediyor musunuz? Tanrınızı doğru seçin. ve Eksik bıraktığı boş yerin eski sahibini düşleriz. Yeni Tanrımız sizce de adaletli mi?
...
...
15 Ağustos 2012 Çarşamba
'sen de benim gibisin'
Bugünlerde herkes; 'sen de benim gibisin' demeye başladı. Acaba ben kendimi yaşamıyor muyum diye telaşlandım. Sen de kimsin? Senin gibiymişim, peh!
Bu konuyu konuşmak için, edebiyat yapmak istemiyorum, felsefe de işlemez. Bunu kendi yolumla dile getireceğim-Tabi her zaman ki gibi yazarken dinlediğim müziklerin de etkisini hissettirerek.
Sevmediğim şeylere daha çok ilgi duyuyorum, yani ne bilim, ilgi çekiyorlar işte. 'Acaba ben bunu neden sevemedim ki lan?' durumu ortaya çıkıyor. e tabi biraz da zeytinin etkisi var bu işte. Tatsız tutsuz gelen zeytinden, şimdilerde her sabah 12 tane yiyorum. Neyse, dediğim gibi, sevmediğim şeyler daha çok ilgimi çekiyor.
-Ah işte aynı ben, oğlum bende böyle hissediyorum.-
Bob Dylan severim ben, tamam biliyorum sen de seviyorsun. Bob Dylan'ı sahiplenemem ya? Jjimi Hendrix var yeni tanıştım, birazdan burda şarkısını da paylaşırım. Yaşar Kurt'sa; Türkiye'de ünlü olmayı haketmeyecek derecede büyük biri. Ya işte bu aralar müzik zevkim böyle.
Bir yazımda bahsetmiştim, filmlerdeki artistlerin isimlerini ezberlerdim. Bakmayın öyle, o da yapmıştı. -Dostum, ne yalan söyliyeyim, bende yaptım.- Sonra beatles'ı öğrendim, evet lisede. e bizim evde daha çok madonna-tarkan arası şarkıcılar duyulurdu. bir de muhafazakar bir aile olduğu için ilahiler. ve Evet en yakın dostumla; 'kültür kasmak' diye bir tabir geliştirmiştik. Belki de vardır öyle bir tabir, belki de benim gibilerden birisi bulmuştur daha öncesinde, kim bilir.
Allah'ın varlığı hakkında bir ispatımın olamayacağını, fakat ona inanmak istediğimi ve bunun beni mutlu ettiğini söylediğimde, karşı taraftakinin yüzünü gülümsetiyordum. Ah evet, tanıdık bir ifade; "sen de benim gibi düşünüyorsun..."
Bazen sadece benim gibisin demesinler diye insanlar, kendim gibi davranmıyorum. Mesela bi kızla tanıştım, a evet biraz tatlı, sadece onu benim gibi hissetmemek istemiştim, farklı olmaya çalıştım, çünkü onun gibi olmamalıydım. eh işte bu yüzden sevgilim yok.
-Kardeşim, benim ki aynı sebebten ötürü değil ama temelde aynı felsefeden dolayı sevgilimiz yok, yani özünde benim gibisin, iyi çocuksun ya.-
Müzik aleti çalamazdım, ama çalmak için can attım ve evet bana en kolay gelen mızıkaya başladım. ve Başladıktan bir kaç ay sonra insanlar; nasıl çalındığını öğrenmek istediler, ve sonrasındaysa mızıka aldılar. Çok değil 7-8 kişi falan. Ama koyuyor insana. -Şanslısın dostum, benim mızıkam yok.-
Hayalimin kadını hakkında konuşurken bir kadınla, söylediğim şeyler onu biraz korkutmuştu, ve biliyor musunuz? en çok burda sevindim, artık insanlar biraz daha kendi gibiydi. ya da ben biraz daha kendimleşmiştim. Bir zamanlar bir kadın vardı evet, ve o kadın benim gibi olduğu için değil, beni kendisine yakın hissettiği için de değil, ya bilmiyorum, niye seviyordu, ama seviyordu.
Kadından sonra işler değişti, herkes kendi olmaya başladı, herkes beni rahat bırakıyordu ardık. Kimse gibi olmak zorunda değildim. Kendimi yaşamanın en zevkli yanı da bu ya, kimseye ait değilsin. Özgürlük mü desek? çok mu eskimiş kalır bu muhabbet? her neyse, bir şekilde kendim olmayı seviyorum ve birileri gibi olmadığımı duymayı başarabildiğim şu günlerde, benim gibi olmayanları merak ediyorum.
-Aynen ben de böyle düşünüyorum, aslında sen de benim gibisin, mesela ben... ... ... ... ... ... ... ...-
ya tamam, tam olarak başaramasam da, çok az duyuyorum artık. yani gerçekten, son haftada söyleyen kimse olmamıştı. Neyse, benim gibi olmayan bir adamla tanışmanızı çok istiyorum, Jimi Hendrix
Bu konuyu konuşmak için, edebiyat yapmak istemiyorum, felsefe de işlemez. Bunu kendi yolumla dile getireceğim-Tabi her zaman ki gibi yazarken dinlediğim müziklerin de etkisini hissettirerek.
Sevmediğim şeylere daha çok ilgi duyuyorum, yani ne bilim, ilgi çekiyorlar işte. 'Acaba ben bunu neden sevemedim ki lan?' durumu ortaya çıkıyor. e tabi biraz da zeytinin etkisi var bu işte. Tatsız tutsuz gelen zeytinden, şimdilerde her sabah 12 tane yiyorum. Neyse, dediğim gibi, sevmediğim şeyler daha çok ilgimi çekiyor.
-Ah işte aynı ben, oğlum bende böyle hissediyorum.-
Bob Dylan severim ben, tamam biliyorum sen de seviyorsun. Bob Dylan'ı sahiplenemem ya? Jjimi Hendrix var yeni tanıştım, birazdan burda şarkısını da paylaşırım. Yaşar Kurt'sa; Türkiye'de ünlü olmayı haketmeyecek derecede büyük biri. Ya işte bu aralar müzik zevkim böyle.
Bir yazımda bahsetmiştim, filmlerdeki artistlerin isimlerini ezberlerdim. Bakmayın öyle, o da yapmıştı. -Dostum, ne yalan söyliyeyim, bende yaptım.- Sonra beatles'ı öğrendim, evet lisede. e bizim evde daha çok madonna-tarkan arası şarkıcılar duyulurdu. bir de muhafazakar bir aile olduğu için ilahiler. ve Evet en yakın dostumla; 'kültür kasmak' diye bir tabir geliştirmiştik. Belki de vardır öyle bir tabir, belki de benim gibilerden birisi bulmuştur daha öncesinde, kim bilir.
Allah'ın varlığı hakkında bir ispatımın olamayacağını, fakat ona inanmak istediğimi ve bunun beni mutlu ettiğini söylediğimde, karşı taraftakinin yüzünü gülümsetiyordum. Ah evet, tanıdık bir ifade; "sen de benim gibi düşünüyorsun..."
Bazen sadece benim gibisin demesinler diye insanlar, kendim gibi davranmıyorum. Mesela bi kızla tanıştım, a evet biraz tatlı, sadece onu benim gibi hissetmemek istemiştim, farklı olmaya çalıştım, çünkü onun gibi olmamalıydım. eh işte bu yüzden sevgilim yok.
-Kardeşim, benim ki aynı sebebten ötürü değil ama temelde aynı felsefeden dolayı sevgilimiz yok, yani özünde benim gibisin, iyi çocuksun ya.-
Müzik aleti çalamazdım, ama çalmak için can attım ve evet bana en kolay gelen mızıkaya başladım. ve Başladıktan bir kaç ay sonra insanlar; nasıl çalındığını öğrenmek istediler, ve sonrasındaysa mızıka aldılar. Çok değil 7-8 kişi falan. Ama koyuyor insana. -Şanslısın dostum, benim mızıkam yok.-
Hayalimin kadını hakkında konuşurken bir kadınla, söylediğim şeyler onu biraz korkutmuştu, ve biliyor musunuz? en çok burda sevindim, artık insanlar biraz daha kendi gibiydi. ya da ben biraz daha kendimleşmiştim. Bir zamanlar bir kadın vardı evet, ve o kadın benim gibi olduğu için değil, beni kendisine yakın hissettiği için de değil, ya bilmiyorum, niye seviyordu, ama seviyordu.
Kadından sonra işler değişti, herkes kendi olmaya başladı, herkes beni rahat bırakıyordu ardık. Kimse gibi olmak zorunda değildim. Kendimi yaşamanın en zevkli yanı da bu ya, kimseye ait değilsin. Özgürlük mü desek? çok mu eskimiş kalır bu muhabbet? her neyse, bir şekilde kendim olmayı seviyorum ve birileri gibi olmadığımı duymayı başarabildiğim şu günlerde, benim gibi olmayanları merak ediyorum.
-Aynen ben de böyle düşünüyorum, aslında sen de benim gibisin, mesela ben... ... ... ... ... ... ... ...-
ya tamam, tam olarak başaramasam da, çok az duyuyorum artık. yani gerçekten, son haftada söyleyen kimse olmamıştı. Neyse, benim gibi olmayan bir adamla tanışmanızı çok istiyorum, Jimi Hendrix
*bu arada beatles'ın ilahi söylediğini düşünsenize, çok komik değil mi :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
